Kalemimle Ürdün

Söze çölde hissettiğim duygularla başlayayım: ‘’Milyarlarca kum tanesinin oluşturduğu Rum Vadisi’nde, dünyada bir kum tanesi kadar yer kapladığım hissini tekrar yaşamak çizdiğim yola olan güvenimi ve -bir avuç kum tanelerinin parmaklarımın arasından kolayca akıp gittiği gibi- hafif olup rüzgarla bütünleşme isteğimi daha çok perçinledi. Hayalim; edebi bir tabirle, rüzgara karşı duran kaya olmak değil, her eylemsiz cisme dokunan rüzgar olmak aslında.’’
Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

İstanbul’dan Royal Air Jordan Airlines ile Amman’a yaklaşık 2 saatlik bir yolculuk sonunda başladı Ürdün serüvenim. Bu serüveni yaşamama sebep olan şey ise ‘’Başka Türlü Macera’’ idi. 4 gün sürecek olan bu gezi için beni davet ettiler. Gezi teklifi geldiğinde vereceğim tek cevap evet oluyor çoğunlukla. Her şey dahil bir programa katıldığım için bu yazıda fiyat bilgileri (otel, ulaşım, yemek) veremeyeceğim. Zaten isterseniz basit bir araştırmayla internetten bu bilgileri edinebilirsiniz (ama şunu söyleyebilirim, pahalı bir ülke yazının devamında ne demek istediğimi anlayacaksınız). Öncelikle Ürdün’ün başkenti olan Amman’dan başlayayım. Uçaktan indikten sonra bizi almaya bir araç geldi. Özcan abi (patronlardan biri, bi de İsmail abi var onunla henüz gezemedik), ertesi güne dinç bir şekilde başlamamız için bizi otelde odalarımıza yerleştirdi (15 kişilik bir gruptan bahsediyorum). Odaya girince karnım acıktı, Özcan abiyle çevreyi dolaşmaya çıktık. Otelin yanındaki Amerikan bir fast food zinciri dükkanında 3.49 JD (Ürdün Dinarı)’ye tavuk hamburger menüsü yedim (1 Ürdün Dinarı = 1.4 Dolar = 5.7 Türk Lirası –yaklaşık-). Ödemeyi yapınca kafamda ‘Ürdün Dinarı nasıl dolardan değerli oluyor lan?’ sorusu geçti otomatik olarak. Merak edip biraz Google’da bakındıktan sonra Ürdün’ün sabit kur politikası uyguladığı öğrendim. Yıllardır bu yüzden dolar karşısında değeri değişmiyormuş (daha detaylı bilgi için araştırmanızı öneririm). Yemeği yedikten sonra otele gidip uyudum demek isterdim ama uyumadım çizim yaptım. ‘Oh ne güzel geziyor, iyi gezdin he, senin yerinde olmak vardı be…’ yanıtlarınıza istinaden bunu açıklayayım. 4 günlük gezimin 2 gecesi çizimle geçti. Gezilerde genelde az uyuyorum –gezmek ne kadar yorucu olsa da-. İlk gece Wadi Rum’da fotoğraflamayı düşündüğüm deve çizimini yaptım. Yaklaşık 3 saatimi aldı deve bardağı.

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Sabah olup uyandıktan sonra araçla Amman’da tura koyulduk. Arabadan inmeden bize şehrin önemli noktaları gösterildi. Neden arabadan inmediğimizi merak ederseniz o gün Ürdün vatandaşlarına tatilmiş bu yüzden hiçbir yer açık değildi (onlarda tatil Cuma günü). Bu yüzden Amman’dan ayrılıp Bethany bölgesine yani Şeria Nehri’ne gittik. Gittiğimiz yerde topu topu ben diyim 5 siz deyin 10 (ölçmedim) metre genişliğindeki Şeria Nehri, Ürdün ve İsrail’i birbirinden ayırmış ortaya Leyla ile Mecnun’daki ‘hoop! sahnesi’ gibi bir şey çıkarmış. Karşıdaki bölgede yani İsrail bölgesinde bulunan insanlarla çok rahat iletişime geçebilir hatta cesursanız sınırı geçip İsrail’e girebilirsiniz (benim yemedi başka bir zaman Kudüs’e gideceğim, planını yapmaktayım). Bu nehirde Hz. İsa’nın vaftiz edildiğine inanılıyormuş. O yüzden Hristiyanlar için baya önemli bir bölgeydi burası. Birçok insan gelip nehirde elini, yüzünü, başını yıkayıp –bazıları vaftiz oluyordu- dua ediyordu. Ben de biraz video çektim.

Ardından o bölgedeki eski kilise kalıntılarını görmeye gittim. Rehber kiliselerin tarihine dair önemli bilgiler vermişti ama sıcaklığın etkisiyle pek geçmedi bana –çok sıcaktı dostlar gerçekten güneş kremi almasaydım beyaz tenli olduğum için cayır cayır yanardım-.

Kalemimle Ürdün - Eski Kilise - Seyyahart - Berk Armağan
Haç Biçiminde

Ardından gözüme bir mozaik ilişti. Daha öncesinde bu bölgeye Papa gelmiş. Mozaikte papa golf arabasıyla gezdirilirken tasvir edilmişti. Gördüğümde tarihi bir şey zannetmiştim ama durumu öğrendiğimde şaşırtmıştım. Daha sonrasında yürüdüğümüz onca yolu geri dönüp arabaya binip yola koyulduk.

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Ardından hayatımın en keyifli deneyimlerinden birini yaşadığım Lut Gölü’ne doğru yola koyulduk. Bunu size kelimelerle anlatmaktan ziyade şu videoyla anlatmak istiyorum.

Suyun içinde bardak çizmedi demezsiniz artık. Yorucu ve sıcak bir Lut Gölü tecrübesinden sonra Mujib Kanyonu’na doğru giderken Sodom Dağı’nın yanında durduk. Rehberimiz dağın tepesinde kadın siluetine benzeyen bir tuz sütunu bize gösterdi. Gördüğüm silüetin Hz. Lut’un karısı olduğuna inanıldığını söyledi (hikayesini internetten araştırabilirsiniz). Ve dağın yanında Lut Gölü’nün çevresindeki sahil şeridini nasıl şekillendirdiğine tanık oldum. Sahilin bazı yerlerinde Pamukkale Travertenleri benzeri şekiller oluşmuş. Fotoğraf işlerini halledip tekrar yola koyulduk. Ve Mujib Kanyonu’na vardık.

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan
Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Öncelikle şunu söylemeliyim çöl gibi bir yerde böyle bir kanyon olacağı aklımın ucundan geçmezdi :D Zaten Özcan abi, ‘’Çoğu turist Ürdün’e gelip burayı es geçip gidiyor.’’ Dedi (yazık). Bence hiçbir şekilde es geçilmemesi, mutlaka deneyimlenmesi gereken bir yer. Bu kanyonda, birden farklı yürüyüş ve faaliyet seçenekleri mevcut. Biz şelaleye kadar yürümeyi tercih edip can yeleklerimizi giyip kanyona girdik.

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Girmeden önce de GoProlar hariç tüm teknolojik eşyaları geride bıraktım. Niye derseniz, boyumu aşan su seviyeleri ve akış hızı yüksek bir nehir olduğundan. Bu kanyonda her aşamada dikkatli olmak gerekiyor çünkü kayalarda bir yerden düşüp yaralanmak ya da su yüzünden bir yerden kayıp ayağınızı, kolunuzu bir yere vurmak çok zor değil. Önce güvenlik sonra eğlence! Başladık yukarıya doğru çıkmaya. Su bize doğru ters aktığı için yürümek zorluydu. İlk 30 dakikası çok zor değil ama yukarılara çıktıkça debi artıyor. İlerleyen aşamalarda ipler, kayalara monte edilmiş demirlerden yüksek kayalara tırmanma gibi hafif zorluklar çıkıyor (dağcılar çok yaşasın, büyük kolaylık sağlamışlar). Dikkatli olunması yerler buralar aslında. Ama manzara ve yaşanılanları düşündüğümde bunlar önemsiz kalıyor. Kanyonun içinde güç bela ilerlerken karşılaşılan manzara o kadar güzeldi ki (Instagram hesabımda öne çıkarılanlardan görselleri görebilirsiniz)… Uzun bir uğraş ve yardımlaşma sonucunda şelaleye çıktım. Yardımlaşma diyorum çünkü 10 kişilik bir grup olarak yukarı çıktık(bazıları geride kalmayı tercih etti). Birbirimize her aşamada yardım ettik (ekipten bu yazıyı okuyanlar varsa selam olsun). Ardından inişe geçtik. İniş çok keyifliydi çünkü can yeleğinin sunduğu kaldırma avantajından faydalandım. Akan suya kendini bırakınca beni aşağıya doğru yavaşça götürdü demek isterdim ama bu parça parça oldu. Çünkü bazı yüksek kayalardan dikkatli bir şekilde ipe tutunarak ya da merdivenleri kullanarak inmek gerekiyordu. Ara sıra da olsa kendini suya bırakıp akıp gitmek harika bir histi. Toplamda 3-4 saat süren bir iniş-çıkış yolculuğu oldu. Daha öncesinde böyle bir şey yapmadığım için benim için unutulmaz tecrübeler arasında yer alacak bir anı silsilesi oldu. Kanyondan sırılsıklam çıktık. Üzerimizi değişip Petra’ya doğru yola koyulduk.

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan
Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Akşam olduğunda Petra’ya vardık. Başka Türlü ‘nün ayarladığı otel Petra’nın girişine 200 metre gerisinde bir konumdaydı. Otelde kalacağım odaya gittiğimde enteresan bir durumla karşılaştım. Odanın kapısını açtıktan sonra kapı kapanmıyordu :D Resepsiyonu arayıp yardım istediğimde çok komik bir dayı (hareketlerinden dolayı) gönderdiler. Dayı bir tornavidayla geldi. Tornavidayı bir yerlere soktu düzeltti (gece yine bozuldu :D). Sonra internette sorun çıktı. Telefon wi-fi’a hiçbir şekilde bağlanmıyordu. Tekrar resepsiyonu aradım bunun için. Yine kapıyı yapan dayı geldi. Dayı İngilizce’yi çok az biliyordu. Durumu anlatmaya çalıştım ama düzeltmek için yaptığı şey şu oldu:

Kendi telefonunun telefon kilidini açtı. Wi-fi’a girdi, dayı bir şekilde internete bağlanmış onu anlatmaya çalışıyordu. Sonra bunu kanıtlamak için YouTube’tan bir müzik açıp bana ‘’bak işte çalışıyor’’ gibisinden baktı.

Dayıya teşekkür edip yolladım (otelin tüm arıza işlerini dayıya yüklemişler, asansörde sıkıntı yaşadığımda da dayı geldi. İsveç çakısı mübarek habibi). ] Bir şekilde internete bağlanıp Petra’nın meşhur Hazine Binasını çizmeye koyuldum. Gece boyu sol gözümün kıpkırmızı olmasına rağmen bardakla uğraşıp çizimi bitirdim. 3 saat uyuyup uyandıktan sonra kahvaltı edip Petra’nın girişine doğru yola koyulduk.

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Petra’ya girişin ücreti yaklaşık 70 dolardı. Yaklaşık 100 kilometrelik bir alana yayılmış Lut Gölü ve Akabe Körfez arasında yer alan Petra, Romalılar işgal edinceye kadar Nebatilerin başkentliğini yapmış bir antik kenttir (M.Ö. 400 – M.S. 106). Burası Hazine Binası, Manastır ve harika manzaralara sebebiyet veren renkli kanyonuyla birçok turistin ilgisini çeken bir yer. Yol boyunca onlarca insan Petra’nın popüler güzergahlarını arşınlıyordu. Girişten itibaren 1 saatlik bir yürüyüşle Hazine Binası’na ulaştım. Binanın yanına birkaç arap dükkan açmış wi-fi hizmeti, hediyelik eşya, çay, kahve temin ediyor. Binanın önünde deve turları solunda da yoluna devam etmek ya da geri dönmek isteyenlere at ve eşekle ulaşım hizmeti sağlanıyor. Bu keşmekeşin içinde Hazine Binası’nın fotoğrafını kolayca çektim (yılların tecrübesi :D).

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan
Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Ardından Manastıra doğru yola koyulduk. Ama gruptakiler biraz yorulduğu için bir kahvecide mola verdik. Orada kendime az şekerli kahve söyledim ama adamların kahveleri bir değişikti ya. Sadece kahve de değil yemeklerinden bazılarının tadı da baya değişikti (kullandığı yağlardan mıdır, baharatlardan mıdır nedir bilemedim). Manastıra ulaşmak da biraz meşakatli bir süreçti. Yine tepelere doğru eşeklerin boklarıyla kaplandığı –mayın tarlasında yürüyormuşsun gibi bir his veren- yolda yolculuk yapmak zorunda kaldım.

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan
Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Yorucu olmasına karşın karşınıza çıkan manzaralar karşısında baya bi keyif aldım. Bu yapıları yaptıkları tarihi düşününce o dönemdeki insanların kayaları oyarak yaptıkları şeyler gerçekten nefes kesici. Atatürk boşuna dememiş ‘’Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.’’ diye. Zamanının sanatçıları bu eserleri yapmamış olsaydı Ürdün’e yalnız kanyon ya da Lut Gölü için birçok insan akın etmezdi muhtemelen. Manastırı da bitirdikten sonra Hazine Binası’nı üstten görmek için çıkılan yere doğru yol aldık. Buraya da çıkması normalde zor değil ama onca yolu yürüdükten sonra biraz koyuyor. Söylene söylene çıktıktan sonra harika fotoğraf kareleri elde ettim (bardağı bir de manzaralı çektim).

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan
Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan
Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan
Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan
Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Ardından geri dönüş yoluna koyulup Petra’dan çıktık. Sabah 8 gibi başladığımız yolculuk akşam 5 civarlarında bitti. Ayrıca şunu belirteyim Petra 7 Temmuz 2007 yılında açıklanan Dünyanın Yedi Harikası listesinde Petra Antik Kenti de yer aldı ve 6 Aralık 1985 tarihinden bu yana da UNESCO tarafından koruma altında. Bu bilgileri verdiğime göre içim rahat bir şekilde devam edebilirim. Petra’dan çıktıktan sonra yorgunluğumuzun üzerine güzelce bir yemek ziyafeti (kebap yedik ve tadı harikaydı –Lübnan lokantaları çok güzel oluyormuş, kesin bilgi-) verdikten sonra Akabe’ye gittik. Başka Türlü ’nün Akabe’de ayarladığı otel (Grand Swiss – Belresort Tala Bay diye bir yer) şu ana kadar kaldığım en güzel otellerden biriydi. Kızıldeniz’in kıyılarından birinin dibinde kurulmuş, karşınıza muazzam bir açık büfe sunan (neler yoktu ki), hizmeti güzel, tatlı bir yerdi. Otelde biraz takıldıktan sonra Kızıldeniz’e tekneyle açıldık (gezi programı hız kesmiyordu hiç).

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Ürdünlü bir gencin kullandığı teknede tuhaf arap müzikleri eşliğinde Kızıldeniz’de savaş zamanlarından kalma tank, Osmanlı Devleti’nin bir gemisini ve mercanları görmek üzere sallana sallana yola çıktık. Teknenin zemininde cam vardı bu şekilde ıslanmadan denizin dibinde ne var ne yok görebildim (ayrıyeten GoPro’yu suya sokup çekim yaptım). Sonrasında serinlemek için Kızıldeniz’in 1 saat kadar tadını çıkardık. Çıkardık çünkü buradan sonra gidilecek yer Wadi Rum’du yani çöldü :D

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Doha’da tam anlamıyla çöl deneyimi yaşayamamıştım. Wadi Rum tam anlamıyla bir çöldü. Ama normal bir çöl değil. Mars yüzeyinin andıran, birçok ünlü filme mekan olan, doğa kuvvetleri tarafından değişik şekilde devasa kayaların bulunduğu, kızıl renginin sarıyla karıştığı bir çöl. Üstelik burada bir gece geçirecektik yani saydıklarıma ek olarak yıldızları ve gökyüzünü de ekleyin.

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Wadi Rum’un belli bir noktasına kadar araç bizi götürdü. Bu arada yol üzerinde Hicaz Demiryolu trenine denk geldik. Fotoğraflık bir yer anlatacak pek bir şey yok. 200-300 kişilik bir grup olursa trenle tura çıkabiliyorlarmış. Bloggerlara sesleniyorum, buradan çok güzel fotoğraflar çıkartabilirsiniz. Nitekim kendim için ben de güzel bir fotoğraf çıkardım :D Burada talihsiz bir olay yaşadım ayrıca. Kolumu trenin bir köşesine sürttüm. Paslı olduğu için biraz evhamlandım ama sonradan tetanos aşısı olduğum aklıma geldi (İstanbul’un Bardakları serisinin son bardağını çekerken elimi drone kesmişti de o zaman aşı olmuştum ya hatırlarsınız).

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Aksilikler bu işin tadı, tuzu. Herneyse aracın götürdüğü yerden bizi kalacağımız çadır alanına ulaşım için 4x4 araçlar aldı (yol belli bir noktadan sonra bitiyor). Gittiğimiz alanda büyükten küçüğe pek çok çadır mevcut. Ama aklınıza bizim kurduğumuz normal çadırlar gelmesin. Baya kabile çadırı diye nitelendirebileceğim 2+1 ev büyüklüğünde lüks çadırlardı. Rüzgar geçirmeyen bir yapısı, sıcak suyu, elektiriği, yatağı, koltuğu, ıvır zıvır her şey vardı öyle söyleyeyim. Geldikten bi yarım saat sonra Zarb (yanlış hatırlamıyorsam) diye bir şey yapıldı. Etleri kumun altına soktukları devasa bir tencerede pişiriyorlar. Tabi tencere faslına geçmeden önce küreklerle üstteki kumları alıyorlar, dumanlar falan çıkıyor. İlk defa gördüğüm bir şeydi ama Türkiye’de buna benzer bir şey yapıldığını biliyorum. Şov bittikten sonra yemek salonunda servis ettiler. Sonra şarj işlerini ve çizim işini halletmek için odama çekildim. Millet alanda ateş yakıp şarkı falan söyledi ben içerden onlara eşlik edebildim anca derken yavaştan uyku bastırdı. Yıldızlara seyrederek uyuyakalmışım sevgilimin yanında demek isterdim ama öyle bir şey yok bardağımı yanı başıma koyup uyudum :D Sabah erkenden kalkıp 4x4 araçlarla çöl turuna çıktık. Biz araçların kasasına oturduk (canıma minnet).

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Çevreyi seyrederek konvoy eşliğinde yola koyulduk. Güzel manzaralarda dura dura dolaştık. Bi ara çıplak ayaklarla bir tepeye tırmandık. Kumda tepeye çıkmak çok zor bir olay (iki ileri bir geri düşünün). Ama şu efsanevi fotoğrafın çıkmasına sebep oldu (iyi ki yanıma pançomu almışım).

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Sonra kazığa bağlı yalnız bir deve buldum ve Amman’da kaldığım otelde çizdiğim deve bardağının fotoğrafını deveyle sohbet ederek çektim.

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Ardından bir kanyonun kenarında çadırı olan Ürdünlülerin yanına gidip bitkisel karışımlı çay içtik ardından kaldığımız yere geri döndük eşyalarımızı toparlayıp Wadi Rum’a yaklaşık 3 saatlik mesafe olan Amman’a doğru yola koyulduk. Yol boyunca kitap okuduğum için yolun nasıl geçtiğini anlamadım. Ve 17.30’da uçağıyla İstanbul’a dönüş

Kalemimle Ürdün - Seyyahart - Berk Armağan

Dostlar yazmak zor iş ama yaşadığım çoğu olayın detayını size vermeye çalıştım. Şunu yapın, bunu yapın diyemem (bu tarz gezi rehberi şeklinde yazılar istiyorsanız aradığınız yazı bu değil). Yazacağım şeyler anı şeklinde olacak. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz bilemiyorum ama birçok insan yaşadığım şeyleri merak ettiği için bunları anlatmayı kendime vazife edindim. Çölü gezerken aklıma sürekli Küçük Prens geldiği için yazımı şu sözle bitireyim:

‘’Bir yerde bir kuyunun saklı oluşudur çöle güzellik veren, peki siz koskocaman bir çölü ne kadar sevebilirsiniz, saklı kalmış tek bir kuyusu için?’’

Destek Ol

Bu kadar yeri çizip sattığım bardaklar sayesinde gezdim. Her türlü desteğe açığım. Bardak istemiyorum ama ufakta olsa çorbada tuzumuz bulunsun derseniz işte hesap numaram.

Berk Armağan
Yapı Kredi
IBAN: TR41 0006 7010 0000 0046 5087 26